Öne Çıkan Yayın

kelime videoları

https://www.youtube.com/channel/UC91Wrsi_25Ts3280rX8CLDw                                               ...

17 Mayıs 2016 Salı

Dil Nedir? Dil ile Düşünce Arasında nasıl bir ilişki vardır ?

Dil Nedir? Dil ile Düşünce Arasında nasıl bir ilişki vardır ?

KOMÜNİKASYON ALANI NEDİR, BU ALANDA DİLİN ROLÜ NEDİR?

Dil ile düşünce arasında, (ilişki)yi çok aşan bir bağıntı vardır. Bu ikisi iç içedirler. Dil düşüncenin kalıplara (harf, sözcük, cümle) dökülmüş, somutlaşmış biçimidir.
İnsan, sözcüklerle ve imajlarla düşünür. İmajlar bile isimlendirilmiş, yüklemlenmiş hayallerdir. Onlar da birer sözcük ya da cümle gibidirler. Bunların hepsi (hareket, ses, kelime, cümle) birer bildirişim aracı,birer işaret, yan-dildir.
Dilsiz düşünce, düşüncesiz dil olmaz. Doğru düşünmek için, dile hakim olmak gerekir. Doğru konuşmak için de düşünme şarttır.
Düşünce kategorileriyle dil kategorileri arasında sıkı bir ilişki bulunduğu ve düşüncemizi düzene sokan ilişkileri dile borçlu olduğumuz bilinmektedir.

Komünikasyon, içinde yaşadığımız en geniş alandır. “Haberleşme” ya da bildirişim alanı dediğimiz bu en geniş çevre, bugün dünyamızın sınırlarını aşmış, evrene doğru uzay içinde genişlemiştir.
Ay’a insan ve araç göndermek ve uzayın daha uzak sınırlarına haberleşme araçları fırlatmak suretiyle çok uzun mesafeleri kontrol edebilmekteyiz. Uzayın derinliklerinden mekanik, kozmik sinyaller (işaretler) alıp vermekteyiz. Bu, en geniş anlamıyla bir dildir.
Teknik işaretler, insan dili (konuşma ve yazı dili) ne kadar tüm anlatım araçlarını kapsayan bu işaret sistemleri, kitle ve birey haberleşmesinin esasıdır.
Özellikle kitle haberleşme araçları, (radyo, televizyon, basın, sinema) kendilerine özgü işaret sistemleriyle kamuoyunun oluşturulmasında ortak bir görev yaparlar. Bunların ayrı dilleri vardır. Ses, kelime, görüntü ve yazı aracılığı ile konuşurlar. Hepsinde de dil, bir anlatım aracı olarak amaç değil, düşüncelerin, görüşlerin, haberlerin aktarılmasında öğretici, eğitici, bildirici birer eylemdir.
Onun için kitlesel araçlarda konuşmacılar kamuoyu oluşturmaya elverişli bir dil, anlaşılır, ortak bir dil konuşmak zorundadırlar. Buna yaşayan dil, yaşayan Türkçe diyoruz.
Yaşayan dil, (anlatan) ile (dinleyen), (verici) ile (alıcı) arasında bir perde olmayan, saydam ve kolay bir dildir. Dilde aşırı devrimcilik ve aşırı muhafazakârlık, kuşaklar arasında mesafe yaratır. Kitle haberleşme araçlarının dili, ortak kalıplarla, izafet çevrelerinin engellerini aşan, sınırlarını genişleten, tüm kitleleri bütün toplumu kapsayan bir dil olmalıdır. Ses, kelime ve görüntülerde ortak kavramlar, ortak kalıplar ortak ifadeler mümkün olduğu kadar fazla yer almalıdır. Dil, uçarı hale gelmeli, kitleler arasında engel değil, saydam, net, kısa, aydınlık bir araç ve doğal bir köprü, açık bir kanat olmalıdır.
HALKLA İLİŞKİLERDE DİLİN ÖNEM DERECESİ NEDİR?
Son elli yıl içinde özel yöntem ve teknikleriyle ciddi ve çok önemli bir bilim dalı haline gelen halkla ilişkiler (Puplic Relations) konusunda dilin önemi pek fazladır. Kitle haberleşme teori ve araçlarından bahsederken söylediklerimizi, kitlesel ilişkiler için de hatırlatmak gerekir. Kitlesel ilişkiler, ya da halkla ilişkiler denilen bilimi şöyle tanımlıyoruz: kişiler ya da kurumlarla belli hedef kitleler arasında belli bir amacı gerçekleştirmek için kurulan, geliştirilen, kendisine özgü, yöntem ve teknikleri bulunan disiplinli bir haberleşme sistemi.

Bu tanımlamadan da anlaşılacağı üzere, kişi ya da kurumların, belli hedef kitlelerle ilişki kurarken, bu hedeflerin özelliklerine göre belirli, etkili bir dil seçmeleri gerekir.
Dil seçimi, ortak kalıplar, ortak imajlar, ortak sloganlara dayalı, kolay anlaşılabilir işaretleri seçmek demektir.
Geniş anlamı ile halkla ilişki kurmak için halkın dilini konuşmak gerekecektir. Hedef alınan halk gruplarındaki nüans farkları gözetilerek özel seçimler yapılacaktır. En geniş alanda yöneticilerle yönetilenler arasında, yani “devlet”le toplum arasında “en az ortaklıklar”dan yani “asgari müşterekler”den başlayarak, artıra artıra en fazla müştereklere (ortak bağlantılara) kadar genişleyen bir alanda, en kısa anlatım işaretleri, ifadeler, biçimler kullanılacaktır. Bu alanda, halk dilinin konuşulmasında folklorun incelenmesi, bilinmesi, halkın düşünce ve dil biçimlerinin saptanması, bilim ve tekniğin popüler düzeye indirgenişi, halk sanatının, duygusal motiflerin iyi öğrenilmesi şarttır.
Özellik farkları bulunan halk ve meslek gruplarında “kitlesel ilişki”lerin kurulması, hedef alınan grupların, mesleklerin, sınıfların nitelikleri (özel dilleri) seçilmelidir.
Bu esaslara uyulması halinde komünikasyonda kesintiler, engeller, güçlükler baş gösterir. Kitlesel ilişki, ya da halkla ilişki, bağıntıyı sağlayan işaretlerin, yani ortak dilin, titizlikle seçilmesi ile olumlu sonuçlar verir.
POLİTİKADA DİLİN ROLÜ VE ÖNEMİ NEDİR?
Halkla ilişkiler, komünikasyon ve kitle haberleşme araçları konularında özetlediğimiz hususlarla, baştan beri dil üzerinde söylediklerimizi, dil ve politika konusunda da kaydedebiliriz. Fazla olarak politikada dil, dilin ve dillerin bütün özelliklerinden yararlanmayı gerektiren bir sanat, bir konuşma sanatı, bir diyalog sanatı haline gelir.
Bu alanda dil, propaganda yönü ile bir “telkin” aracıdır. Gerçekleri açıklarken de bir (ikna) inandırma aracı olur.
Politikada dil yönetenlerle yöneticiler arasında yürütülen diyalogda en önemli unsurdur. En geniş anlamıyla dil burada, semboller, her türlü bildirişim işaretleri, hareket, yazı, görüntü ve konuşma dilleri halinde geçerlidir. Yöneticiler için kitlelere giriş olanağıdır. İyi yönetici kitleden (çok yanlı olarak) gelen çok değişik bildirileri, çok karışık gibi görünen yoğun işaret kümelerini, bu karmaşık dili bilen, her kafadan çıkan sesleri sınıflandırıp dinleyen, anlayan yöneticidir. Bu da yetmez, iyi yönetici, güçlü bir kaynak olarak çok yanlı alıcıya (kitleye) sesini duyurabilen, sınıflandırılmış her kafaya hitap edebilen, düşündüklerini en kolay, en kısa en sade dil biçimleri içinde ileten yöneticidir. Ancak politika iki yanlıdır. Yönetilenlerin de yönetenlere karşı aynı dili, en kolay en kısa, en sade biçimde konuşmaları gerekir.
Özel olarak dil, politikada hitabet ve yazı sanatı, olarak da çok önemlidir. Meydanda, salonda, radyoda, ekranda konuşulan ve konuşmacının kitleyi etkileyen dili, sonuç almakta büyük önem rol oynar, başarı sağlar. Bir konuşma ile yükselen, bir tek nutukla yıkılıp giden politikacılar vardır. Ünlü İngiliz politikacısı W. Churchill’in, parlamentoda bulunmadığı günlerde toplantıda olup bitenleri, anlatanlara sorduğu üç soru gerçekten ilginçti: “Kim konuştu, ne konuştu, nasıl konuştu?” Konuşma tarzı yani dil, cidden önemli özel durumlar meydana getirmektedir.
Dil, sosyal bir kurum olarak siyasal rejimlerle çok yakından ilintilidir. Hatta, sosyal hayatı düzenleyen dil, siyasal rejimleri etkilemekte, siyasal rejimler de dile biçim vermektedir.
Demokraside yönetenlerle, yönetilenler arasında tam ve net bir diyalog vardır. Söz hürriyeti, dilin gelişip, zenginleşmesine, dil sanatlarının (edebiyat, şiir, tiyatro, roman vb.) serpilip oluşmasına, düşüncelerin ve insan zekâsının dil sayesinde ilerlemesine olanak sağlar. Hür düşünce dili, hür dil ise düşünceyi olumlu yönde etkiler.
Totaliter rejimlerde dil, yöneticilerle, yönetilenler arasında, birinciden ikinciye doğru, tek yanlı olarak işler. Bunda yöneten konuşan bir dildir sadece işitmez. Yönetilen, yani halk ise yalnız işitir, konuşmaz, konuşamaz. Dil ve edebiyat ölüdür, canlılığını, parlaklığını kaybeder. Düşünceyi tuksak bir dil, olumsuz yönde etkiler. Fikir ve sanat hareketleri durur. Diktatörün ve tek partinin, tek yönlü, tek yanlı, belli kalıplar içindeki dili, özel şartlandırılmış bir kamuoyu oluşturur. Böyle bir ortamda yaratıcı faaliyet görülmez. Dil sadece bir propaganda ve telkin aracı haline gelir.

Uluslararası İşaret Dili "Gestuno"

Uluslararası İşaret Dili "Gestuno"


Uluslararası İşaret Dili "Gestuno"

Uluslararası İşaret Dili ("International Sign Language") olarak da bilinen "Gestuno" 1951'de ilk defa "Dünya İşitme Engelliler Federasyonu"nun ("World Federation of the Deaf") dünya çapındaki kongresi çerçevesinde ele alınan yapay bir işaret dilidir. "Gestuno" ismi İtalyancadan gelmektedir. "Gestuno", "işaretlerden birisi" anlamını taşımaktadır.
1973'te bir komisyon uluslararası bir yapay işaret dili üzerine çalışmalar yapmıştır ve bu yapay işaret dilini standartlaştırmaya çalışmıştır. Birçok ülkede işitme engelliler tarafından anlaşılan işaretler bu komisyonda bir araya getirilmiştir. Ayrıca bu komisyon yaklaşık 1500 işaretten oluşan bir kitap yayınlamıştır. Ancak Gestuno'nun gerçek bir dil gibi somut dilbilgisel kuralları yoktur.
"Gestuno" sayesinde, farklı ülkelerden işitme engelliler bir araya geldiğinde ve kendilerine özgü işaret dilleriyle anlaşamadıklarında kullanılan uluslararası bir işaret dili gelişmiştir. "Gestuno" bugün hâlâ uluslararası işaret dili için bir referans olarak kullanılmaktadır. Birçok işitme engelli insan dört yılda bir düzenlenen duyma engellileri olimpiyatlarında ve "Dünya İşitme Engelliler Federasyonu" (World Federation of the Deaf) gibi birçok uluslararası konferanslarda uluslararası işaret dilini kullanmaktadır.

Sesli Dile Yönelik Bağımsızlık ve Tutum

İşaret dilleri bilimsel anlamda kendine özgü ve doğal diller olarak kabul görürler. İşaret dillerini aynı ülkedeki sesli dillerden temelde ayıran kendilerine özgü dil bilgisi yapıları vardır. Bu nedenle işaret dilleri sesli dile kelime kelime aktarılamaz. Sesli dile yönelik göze çarpan bir fark ise; sesli dil birbirini takip eden bilgileri zorunlu bir şekilde ard arda işlerken, işaret dilleri her hareketle birkaç bilgiyi aynı anda iletebilir. Sık sık "inkorporasyon" (kabul etme) olarak adlandırılan bu kavram yeni araştırma birimlerinde bükümden sayılmaktadır ve işaret dilin önemli bir malzemesidir. İşaret dilleri ülkeden ülkeye farklılık göstermektedir. Almanca dil alanından Almanca İşaret Dili (DGS) varken Avusturya'da Avusturya İşaret Dili (ÖGS) vardır.
Farklı sesli dillerde olduğu gibi işaret dilleri de kendi aralarında benzerlik gösterir. Uluslararası işaret dili uluslararası organizasyonlarda yavaş yavaş yürürlüğe girmektedir. Oluşum aşamasındaki işaret dili nesnel açılara göre ülkelere özgü farklı el kol hareketlerinin kabul edilen anlaşma sayesinde gelişimini sürdürmektedir.
İşaret dillerini yasal olarak güvence altına alma çabaları geçmişte de vardı ve hâlâ da devam etmektedir. İngilizce ve Māori (Maori, Yeni Zelanda yerlileri ve onların diline verilen isimdir) dilinin yanı sıra Yeni Zelanda işaret dili (NZSL) 2006'dan bu yana Yeni Zelanda'nın resmî dilidir. İsviçre'nin Kanton eyaleti, işaret dilini 27 Şubat 2005'ten beri anayasal olarak kabul etmektedir. Avusturya parlamentosu Federal Anayasa'da işaret dilini tanınmış azınlık dili olarak kabul etmiştir

Türkçenin Rekorları / Enleri

En uzun kelime: muvaffakiyetsizleştiricileştiriveremeyebilecekleri mizdenmişsinizcesine (70) (Açıklama sayfanın altında.) 

TDK'daki en uzun kelime: kuyruksallayangiller (20) 
En uzun palindromik kelime: esneyemeyense (13) 
Tersten okunduğunda da anlamlı olan en uzun kelime: ıralamamalara, aralamamaları (13) 
Art arda çifter çifter en çok harf bulunduran kelime: maatteessüf (4) 
En uzun bir sesli bir sessiz giden kelime: mücadelecileşiveremeyebileceğimizin (35) 
Harf tekrarı içermeyen en uzun ekli kelime: hüpletiyormuşsanız ve hödükleşmiyorsanız (1 
Harf tekrarı içermeyen en uzun eksiz kelime: konseptüalizm (13) 
Sadece bir harfi farklı olan en uzun eksiz kelime çifti: mahrumiyet, mahkumiyet (10) 
Alfabemizin ilk 14 harfi ile yazılan en uzun kelime: affedicideki (12) (İsmet Keskinsoy) 
Alfabemizin son 14 harfi ile yazılan en uzun kelime: tutuşturtuşumuzunmuş (20) 
En uzun kısaltma: İYSSKSİİD (9) 
(İş Yerinde Sağlık, Sağlık Korunması ve Sigorta İle İlgili Danışma (Komitesi). 
En çok anlamı olan kelime: çıkmak 
(TDK'da 58 anlamı sayılmış) 
Aynı kökene sahip olup en çok farklı şekilde kullanılan kelime: hakan, han, kaan, kağan (4) 
Farklı köklere sahip olup en çok anlamı olan kelime: karın (4) 
(Dört anlamı: kar kelimesinin 1.tekil şahıs iyelik hali, karmak fiilinin 2. çoğul şahıs emir hali, karı kelimesinin 2. tekil şahıs iyelik hali, karın kelimesi.) 
En çok anlamdaş: tuvalet, ayakyolu, memişhane, apteshane, kenef, hela, yüz numara, kademhane ( 

Bir harfi en çok içeren kelimeler: 

alafrangalaştıramayacaklardansalar (13) 
beybabalaşabilen (4) 
seccadecileşecekmişsinizcesine (5) 
çiçekçiymişçesine (4) 
didindirdiklerimizdendir (6) 
gelenekselleştiriveremeyebileceklerdenseler (15) 
gepgergin (3) 
dağdağasızlığa (3) 
hahhah (4) 
sıkıntısızlaştırıcılığınızın (11) 
kişiliksizleştiricileştiriverebileceklerimizdenmiş sinizcesine (16) 
janjan (2) 
kikirikleşecektik (5) 
tellallaşılabilmeli (7) 
mükemmelleşemememmiş (7) 
anneanneninkininsin (9) 
otokontrolsüzleşiyor (5) 
hötöröf (3) 
muharrirleştirivermişlerdir (7) 
hassasiyetsizleşseymişsin (6) 
şişikleşmişmiş (5) 
tattırttıktan (6) 
unutturuculuğumuzunmuş (10) 
düşündürttürücülüğümüzünmüş (11) 
verevleşivermek (3) 
yayımlayamayayım (5) 
lezzetsizleşemezseniz (5) 

Harf Sayıları:

2 harften oluşan en uzun kelime: ememememe (9) 
3 harften oluşan en uzun kelime: yamayamamaya, yamayamamama (12) 
4 harften oluşan en uzun kelime: mayalayamamamla (15) 
5 harften oluşan en uzun kelime: mayalayamamalıyım (17) 
İçindeki her harf birden fazla geçen en uzun kelime: serserileşememişlerse (21) 
İçindeki her harf tam ikişer kez geçen en uzun kelime: kükürtatarının (14) 
(kükürtatar: kükürtlü buhar çıkaran ve üzerinde kükürt biriken alan) 
İçindeki bütün harfler ya bir ya da iki kez geçen en uzun kelime: törpüleyemiyormuşsanız (22) 
İçinde en çok sayıda farklı harf bulunduran kelime: gölcükleştiriyormuşsanız (20) 

Sesliler Ve Sessizler :

Sesli / sessiz oranı en yüksek kelime: aile, iade (3/1) 
Sessiz / sesli oranı en yüksek kelime: sfenks, sprint (5/1) 
Ardarda en çok sesli: suiistimal, maaile (3) 
Ardarda en çok sessiz: angström (5) 
Bir seslinin bir kelimede en çok kullanımı (başka sesli yok): badanalayamayacaklardansalar (12) 
Bir sessizin bir kelimede en çok kullanımı (başka sessiz yok): anneannenin (6) 

Sadece birer harfleri farklı olan ve aynı eki taşımayan en çok kelime: 

3 harfli: ban, can, çan, dan, fan, han, kan, lan, pan, san, şan, tan, van, yan, zan (15) 
4 harfli: kaba, kaça, kafa, kaka, kala, kama, kana, kapa, kara, kasa, kaya, kaza (12) 
5 harfli: kabın, kaçın, kadın, kalın, kapın, karın, kaşın, katın, kayın (9) 
(kabın: kap + tamlayan eki; kapın: kapı + iyelik eki; katın: katmak eylemi 2. çoğul kişi emir kipi.) 
6 harfli: sarmak, sarmal, sarmam, sarman, sarmaş, sarmaz (6) 
7 harfli: çekinik, çekinim, çekinin, çekinip, çekinir, çekiniş, çekiniz (7) 

En çok anagram: 

3 harf: aks, ask, kas, sak (4) 
4 harf: aksı, asık, askı, ıska, kası, kısa, sakı, sıka ( 
5 harf: çakır, çarık, çarkı, çıkar, çıkra, çırak, kaçır, kıraç, arkçı, ırkça (10) 
(Son iki kelimeyi İsmet Keskinsoy gönderdi.) 
6 harf: kelime, ekilme, eklemi, melike, kileme, ekelim, emekli, ekimle, ekmeli, lekemi (10) 
7 harf: akıldır, aklıdır, alırdık, darılık, kaldırı, kalırdı, kıladır, kılardı, lakırdı (9) 

Harf sırası: 

Harfleri sıralı olan en uzun kelime: dekorsuz ( 
(Bu rekor, TZV Oyun'99 Yarı Final sınavında soru olarak çıktı.) 
En çok sessiz harfi sıralı olan kelime: bıçaklamanız (7) 
Harfleri ters sıralı olan en uzun kelime: Soğdca (6) 
En çok sessiz harfi ters sıralı olan kelime: yatırmak (5) 
Harfleri sıralı olan en uzun cümle: Aç değil mortuz. (13) 
Harfleri ters sıralı olan en uzun cümle: Vur, on mıh feda! (12) 

Atasözleri ve deyimler: 

En uzun atasözü: Abdal ata binince bey oldum sanır, şalgam aşa girince yağ oldum sanır. (57) 
En kısa atasözü: Aç ayı oynamaz. (12) 
En uzun sıfat-deyim: huyu huyuna suyu suyuna uygun (25) 
En uzun fiil-deyim: Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak (42) 
En uzun söz-deyim: Geline oyna demişler, yerim dar demiş; yer göstermişler, yenim dar demiş. (59) 

Özel isimler: 

En uzun ad: Abdulmuttalip (13) 
En uzun soyad: Kocakethüdaoğullarından (23) 
(Mehmet ~, Balıkesir telefon rehberinden) 
En çok ad: Hasan Hüseyin Kerem Uğur Arda (4) 
En sık rastlanan ad soyad: Mehmet Yılmaz 
En sık rastlanan aynı ad soyad: Yılmaz Yılmaz 
(Son iki rekor için kaynak ÖSYM'nin veritabanıdır.) 
En uzun il adı: Afyonkarahisar (14) 
En uzun ilçe adı: Şereflikoçhisar (15) 
En uzun cadde, sokak adı: Profesör Doktor Muammer Aksoy Caddesi (26) 
(Ankara-Bahçelievler eski 2. Cadde.) 

Başka bir dilde farklı bir anlamı olan en uzun sözcük: 

Almanca: kalender ( (Almanca'da "takvim") 
Fransızca: piller (6) (Fransızca'da "yağmalamak") 
İngilizce: deliver (7) (İngilizce'de "dağıtmak") 
İspanyolca: rey (3) (İspanyolca'da "kral") 
İtalyanca: usare (5) (İtalyanca'da "kullanmak") 
Latince: hasta (5) (Latince'de "mızrak") 

En uzun kelime için açıklama:

Kötü amaçların güdüldüğü bir öğretmen okulundayız. Yetiştirilen öğretmenlere öğrencileri nasıl muvaffakiyetsizleştirecekleri öğretiliyor. Yani öğretmenler birer muvaffakiyetsizleştirici olarak yetiştiriliyorlar. Fakat öğretmenlerden biri muvaffakiyetsizleştirici olmayı, yani muvaffakiyetsizleştiricileştirilmeyi reddediyor, bu konuda ileri geri konuşuyor. Bütün öğretmenleri kolayca muvaffakiyetsizleştiricileştiriverebileceğini düşünen okul müdürü bu duruma sinirleniyor, ve söz konusu öğretmeni makamına çağırıp ona diyor ki: "Muvaffakiyetsizleştiricileştiriveremeyebilecekler imizdenmişsinizcesine laflar ediyormuşsunuz ha? ..."

Abayı Yakmak

Abayı Yakmak


Birisine aşık olmak, tutulmak, gönül vermek mânâsında kullanılan bir tabirdir.
"Aba", bilhassa tekkelere mensup olan dervişlerin giydiği, kalın yün kumaştan, elbise üstüne giyilen bir çeşit üstlüktür. Eski tekkelerdeki klasik olarak bir cami veya mescidin yanı sıra, şadırvanlı bir iç avlu bulunurdu. Bu dört köşe avlunun etrafında dervişan hücreleri, büyük bir dersane, mutbak, kiler ambar gibi binalar olurdu.

Kış aylarında dershanenin ocağı hani hani yanarak içeriyi ısıttı. Böyle bir dergâhta bir gün, sırtlan abalı dervişler, şeyh efendinin dersine ve tavvuf bahsinde anlattıklarına o kadar dalmışlar ve ken­dilerinden geçmişler ki, arkası ocağa dönük olan bir dervişin sırtın­daki abası yanan derviş bile kendi sırtından çıkan dumanı fark etme­miş. Ar aşkına, yâr aşkına (Allah aşkına) yanan derviş, dünya ateşi­nin farkına varmamış.
Bu olay, dilimize, şimdilerde "argo" olarak kabul edilen deyimi kazandırmış.

Nuh Der, Peygamber Demez

Nuh Der, Peygamber Demez


İnatçı ve katı düşüncelere sahip olmak, düşüncelerinde ısrar etmek, insan ve toplum için bir fayda getirmez. Aksine esnek, ılımlı ve her türlü görüşe açık olan insan toplum için bir kazançtır. Çünkü dünya yerinde durmuyor. Her saat ve her gün yeni icatlar ve keşiflerle karşı karşıyayız. İnsan daima yenilikler peşinde koşuyor.
İnsanların yanlış yollara saptıkların gören Allah, onları doğru yola iletmek için, onlara zaman zaman peygamberler göndermiştir. Bunlardan biri de Nuh Aleyhisselamdır.
Hazreti-i Nuh, yıllarca insanları iyiliğe, doğruluğa ve güzelliğe çağırdı. O'na oğulları Ham, Sam ve Yasef'le birlikte pek az insan inandı. Bunun üzerine Allah, kâfirleri cezalandırmaya karar verdi. Büyük bir tufan indireceğini Nuh'tan büyük ve üç katlı bir gemi yapmasını, bütün canlılardan erkekli-dişili birer çift alarak gemiye bindirmesini istedi.
Nuh, 600 yaşında iken gemi bitti. Yam dışında kendisine inanan oğulları Nuh'a yardım etti. İnanmayan ve hâlâ sapıklıklarına devam eden halk inat ediyor, Nuh'u peygamber olarak kabul etmiyordu.
Nihayet, ilk yağmurlar… Nuh, her canlıdan birer çift gemiye koydurdu. Oğlu Yam ve diğerleri gemiye binmek istemedi. Oğlu Yam, diğer kafirlerle babasının aleyhinde çalışıyor, Nuh diyor da peygamber demiyordu.
Kırk gün, kırk gece yağan yağmurlar sel olup taştı, yeryüzünü seller sular doldurdu ve böylece inananlar kurtuldu, inanmayanlar da helak oldu.

Kaz Gibi Yolmak

Kaz Gibi Yolmak



Padişah yanında veziri ile birlikte tebdil-ikıyafet yola düşmüş.bir evin önünden geçerken bahçede çalışan bir kız görmüş. selamdan sonra aralarında şöyle bir konuşma geçmiş: -bacanız eğri -baca eğri ama dumanı doğru tüter. -annen nerde? -biri iki etmeye gitti. -baban nerde? -azı çok etmeye gitti. -sana bir kaz göndersem yolar mısın? -hem de ciyaklamadan. vezirle birlikte kızın yanından ayrılmışlar fakat vezir merak içinde.konuşmalardan hir şey anlamamış.ne konuştuklarını sormuş padişaha.padişah;sen vezirsin anlamış olman gerekirdi,akşama kadar ya açıklarsın ya da kellen gider demiş. vezir padişahı saraya bıraktıktan sonra gerisi geri kızın yanına dönmüş.padişahla ne konuştuklarını sormuş. kız: bir kese altın verirsen söylerim. almış bir kese altını ve -padişah bana bacanız eğri derken gözümün şaşı olduğunu ima etti ben de gözüm şaşı ama doğru görüyorum dedim. -ya ikinci soru? tekrar bir kese altın alan kız -benim annem ebedir bir kadını doğum yaptırmaya gitti dedim. tekrar bir kese altın -babam çiftçidir tarlaya tohum ekmeye gitti dedim. -ya bir kaz göndersem yolar mısın?derken vezir başına geleni anlamış.


tebdili kıyafet= kıyafet değiştirmiş olarak, gizli bir şekilde

Altı Kaval Üstü Şişhane

Beceriksizce giyinmiş, giysilerini birbirine uydurup yakıştırma­mış, yeni ile eskiyi bir anda giyinmiş kişilere söylenen bir deyim.
Tüfek çeşitleri arasında, avcıların kullandığı, adına çifte denilen bir cins tüfek vardır. Çiftlerde paralel namlulardan birisinin, kaval, yani, yivsiz, setsiz olup, saçma atmaya yarayan namlu yapmış, üstüne de şişhane denilen geniş çaplı namlu takmış.

Bu uydurma durumu ile tüfek gülünç bir hal almış. Öteki avcılar arasında alay konusu olmuş. "Altı kaval, üstü şişhane, ne biçim tüfek bu böyle" demişler. Bu deyim de bu hikayeden kalmış.

nato kafa nato mermer

nato kafa nato mermer / nato mermer nato kafa


yunanca özlü söz. na to marmari, na to kefali. işte mermer, işte kafa anlamındadır.





yunanca bir deyim. orjinali;
"na to kefari,na to mermari"
na: iste demek
to: on ek. ingilizcedeki the gibi.
kefari: kafa
mermari: mermer

"iste kafa, iste mermer!"


kafanızın kafa değil, mermer olduğunu anlatmaya çalışan birisinin söyleyebileceği güzel söz.

amerikalılar bu deyişi şöyle ifade etmektedir:

"not only kafa but also mermer"

birine birsey aciklanmaya calisilir. karsidaki israrla anlamaz, anlamak istemez. bu durumda soylenebilecek son sozdur.





söylenenden bir türlü anlamayan, doğru olan şey ne kadar söylenirse söylensin yerine getirmeyen kişiler için uygun bir laftır.

5 Mayıs 2016 Perşembe

Linda Flavell, Roger Flavell Dictionary of Idioms and Their Origins

Linda Flavell, Roger Flavell Dictionary of Idioms and Their Origins




rain cats and dogs, to
to rain heavily

Three theories present themselves for this
picturesque expression.
The most vivid suggests that drainage
in the streets in bygone centuries was so
inadequate that, during storms, stray
dogs and cats drowned in the flood. When
the water level went down, their carcases
littered the streets. Swift’s Description o f
a City Shower (1710) gives us a flavour of
what it was like:
Now from all parts the swelling kennels
flow,
And bear their trophies with them as
they go.
The ‘trophies’ are numerous, but
amongst them are:
Drown’d puppies, stinking sprats, all
drench’d in mud,
Dead cats and turnip tops, come tumbling
down the flood.
The first written record of the phrase as
we know it comes in Swift’s Polite Conversation
(1738) and it might be supposed
that he was merely making an allusion to
his earlier verse, which would confirm this
theory and make Swift the author of the
metaphor. Unfortunately the expression
was used in a slightly different form in the
previous century when Richard Brome
wrote: ‘It shall raine . . . dogs and polecats’
(The City Wit, 1653).
Alternatively, some authorities believe
that the phrase may be a corruption of
the Greek word catadupe, meaning ‘cataract’
or ‘waterfall’. In other words the
original expression had the meaning ‘rain
is coming down like a waterfall’.
Still others suggest a connection with
Norse mythology in which witches in the
guise of cats rode upon storms and the
storm-god Odin was accompanied by a
dog.
There was a danger, when the bumpers
were raining like cats and dogs, that Viv
Richards would end his final Test with
English blood on his hands.
DAILY MAIL, August 9, 1991.
usage: informal

Longman Dictionary Of Common Errors

Longman Dictionary Of Common Errors



Longman Photo Dictionary of American English

Longman Photo Dictionary of American English





Marcel Erdal A Grammar of Old Turkic

Marcel Erdal A Grammar of Old Turkic





Writing a grammar of Old Turkic has for two main reasons proven a
quite formidable task. The first reason is the sheer size of the corpus,
which has, during the last decade, kept growing at a breathtaking pace.
At present, none of the three most voluminous sources, the
Suvarn􀒜aprabh􀆗sa, the Maitrisimit and the Da􀄞akarmapath􀆗vad􀆗nam􀆗l􀆗
has as yet been edited in a way integrating all available manuscripts.
Especially the DKPAM, with its lively narrative containing so many
specimens of direct speech, will no doubt further contribute to our
knowledge of the language. As it is, I was not even able to work myself
through all the extant published material so that, in principle, surprises
in any section of the grammar are still possible. The only thing I can
say is that such surprises have come less and less often during the last
months.
Another reason why this task has proven to be a formidable one is the
number of articles which appeared over the years on various
phonological and morphological matters relevant for the questions
which I have tried to answer. Although I have unfortunately been able
to take this literature into account only to a limited extent, many will
feel that I have indulged too much in argumentation with colleagues,
thus giving various passages the air of papers in a journal. The fact is
that I have, in many sections, felt the need not only to state my views
but also to justify them as against competing opinions. This motive may
sometimes also have led to an overaccumulation of examples, making
reading difficult. However, those wishing to continue research into
various topics will, I think, be thankful for a wealth of material which
will, hopefully, help them reach their own judgements.

Michael McCarthy, Felicity ODell English Vocabulary in Use Advanced

Michael McCarthy, Felicity ODell English Vocabulary in Use Advanced





Mukayesetul-Lugateyn

Mukayesetul-Lugateyn




Tarihin en eski dillerinden olan Türkçe, Türklerin çok geniş ve değişik
. coğrafyalarda -hakimiyet kurmuş olmalarından dolayı çeşitli dillerle temas
içinde olmuş, onlarla etkileşimde bulunmuştur. Ttirk dilinin en çok etkil􀃶şim:­
de bulunduğu dillerin başında Farsça gelir.·
. Bugün Farsça olarak adlandırdığımız Yeni Farsça veya Deri Farsçası,
Orta Farsça dil ailesinden Pehlevi dilinin bir kolu olarak M.X. yüzyılın ikinci
yarısından itibaren Doğu İran'da ortaya çıkmış, kısa bir.sürede yazı dili haline
gelmiş, IX. ve X. yüzyıllarda Sistan, Horasan ve Maveraμnnehr'de bu.dili
kullanan şairler ve yazarlar. yetişmiştir.
· Farsçanın edebi, siyasi ve ilmi bir dil olarak resmiyet kazanniasıııuı başlangıç
tarihinin1 İran asıllı hanedanlar olan, 820-872 yılları arasında Horasan'
da yarı bağımsız bir devlet kuran Tahiriler ile İran'ın doğu bölgelerinde
868-903 yılları arasında bağımsız olarak hüküm süren Saff ariler zamanına
kadar uzandığı söylenirse de Farsçayı- önemli bir edebiyat dili haline getiren,
874-999 yılları arasında Maveraünnehr, Sistan ve Buhara'da hakimiyet kurmuş
olan yine İran asıllı Samanlılar. hanedanıdır. Bu hanedan mensupları,
Farsça'ya büyük bir ilgi göstermişler,· Farsça yazan şairleri teşvik etmişler;
manzum ve mensur eserlere ödüller vermişler, devrin önernii eserlerinden sayılan
Tarih-i Taberi ve Kelile ve Dim􀀑 gibi eserlerin Arapçadan farsçaya ·
çevrilmesinde ön ayak olmuşlardır. Onların Fars dili ve edebiyatına göster􀃷
dikleri bu ilgi, Tahiriler ve Saffariler devirlerinde sadece birkaç şiir örneği
bulu,nan Fars edebiyatının büyük bir hızla gelişmesine sebep olmuştur. Rudeki,
Dakiki ve Kisai-i Mervezi gibi İran edebiyatının öncüsü sayılan birçok
şair ve yazar onların sarayında yetişmiştir.

https://yadi.sk/i/WmLgmUQ3rVeGC



Osman Nedim Tuna - Sümer ve Türk Dillerinin Târihî İlgisi İle Türk Dilinin Yaşı Meselesi

Osman Nedim Tuna - Sümer ve Türk Dillerinin Târihî İlgisi İle Türk Dilinin Yaşı Meselesi



Sümercenin fonetiği, tamamı ile başka karakterde sistemlere .sahip,
birtakım Sami dillerin aracılığı ile tesbit edilmiştir. Bu bakımdan fonemleri,
onları ifade için aracı dillerde kullanılan benzer seslerin ardında saklıdır
ve adeta, bir buzlu camın arkasındaki eşya gibi, bulanık veya dumanlı
bir niteliktedir. Sümerce kelimelerin okunuşunda a""e, e"'i; b"-'p, d"-'L,
g"-'k; b"-'m, m""n, Z"-'S "'Ş gibi alternant değerlerin başlıca sebebi budur.
Çoğu, sunduğum malzeme içinde yer alan şu örnekler, bu durumu
açıklamaya yeter: ahf'\Jebf'\Jibf'\Je 'ev' tagf'\Jte(ga) 'değmek', darf'\Jtar
'yarmak' sİşf\JŞİŞf'\JŞeş 'asil bir hanım, hanımefendi', sarf'\Jşar 'yazmak',
surf'\Jşur 'yoz', azagf'\Jasİgf'\J aşig 'hastalık demonu', gurunf'\Jkurun 'meyve';
dilibf'\J dilim 'yele'
Bu sebeple, karşılaştırmalarda verdiğim 'denklik formülleri'nde
archiphoneme'ler kullandım. Tek bir ses değeri için karşılık olarak iki muhtemel
değerin varlığını: A = a, e; D = d, t; K = k, g şeklinde gösterdim. Eğer
bir grup fonem, iki ayrı fonemi temsil ediyorsa, o zaman ben de iki ayrı
işaret kullanmayı tercih ettim: S = s, z, ş; Ş = ş, s, z
Başvurduğum bu yol, halen Sümercenin kendi içindeki ihtimalleri belirtmek
maksadı ile Sümerologlar tarafından da kullanılmaktadır.

Oxford - Idioms and Phrasal Verbs

Oxford - Idioms and Phrasal Verbs





quran dictionary penrise

quran dictionary penrise


https://yadi.sk/i/uasuuhoSrVdM4



Rabiha Çelebi - Türkçeye Giren Arapça Kelimeler Sözlüğü

Rabiha Çelebi - Türkçeye Giren Arapça Kelimeler Sözlüğü




Redhouse İngilizce Osmanlıca







https://yadi.sk/i/Al3NLczRrVcce

Osmanlıcaya ilk adım

Osmanlıcaya ilk adım









4 Mayıs 2016 Çarşamba

Yâ Hâfız Yâ Kebikeç




Yâ Hâfız Yâ Kebikeç

Şimdilerde olur da elinize bir el yazma eser geçerse, ve bu eserin kapağında ya da ilk sayfasında Kebikeç ismine rastlarsanız hiç şaşırmayın. O eserin elinize kadar ulaşması için muhâfızlık yapması niyetiyle kondurulmuş bir kitap muskasıdır o.

Eskiden, doğum yapacak kadınların sağ koluna, doğumun kolay olması için; yolculuğa çıkanın bineğine, sağ sâlim dönebilmesi için; imtihana giren talebelerin zihninin açık olması için; yangın çıkmaması, hırsız gelmemesi, hattâ köpek ısırmaması için okunan duâlar, yazılan tılsımlar vardı. Zaman zaman bu tılsımları, bir kâğıda yazıp muska gibi üzerinde taşıyarak medet ummak da âdettendi. İşte bu gibi tılsımlardan biri de kitapların kapağına ya da baş sayfasına yazılan “Yâ Hâfız Yâ Kebikeç” lâfzıydı. Bir nevî kitap muskasıydı bu.
Müellif binbir zahmetle telif ettiği eserine, kendisi için “el-Muhtâç ilâ rahmeti rabbihil-Ğafûr” ya da“Ğufira zenbuhû” şeklinde duâ ifâdeleri yazarken, kitabının korunması için de “Yâ Hâfız Yâ Kebikeç”yazardı.
KİTAP KURTLARININ ŞAHI
Birçok el yazması eserin kapağında ya da ilk sayfasında rastladığımız “Yâ Kebikeç” ifâdesi, kitapların böceklerden güvelerden korunması maksadıyla yazılmış bir nevî “Kitap tılsımı” olarak meşhur olmuştu.
Kebikeç, kitaplar kurtlanmasın, böcekler güveler kemirmesin diye, kitabın kapağına kondurulan bir çeşit efsundu. Tılsımlı olduğuna inanılan bu ismin, kitapları her türlü haşerâttan koruyan efsâne bir melek ya da bir cin olduğuna da inanılırdı. Kebikeç, kitap kurtlarının şâhı idi. Kitaplara “Yâ Kebikeç” yazılması bir nevî “Ey kurtçuk, bu kitap sana âit değil. Başkasının malına zarar verme!” îkâzıydı. O melek ya da cinden korkan (ya da saygı duyan) kitap kurtlarının, efendilerinin ismini kitabın üzerinde görünce “Bu kitap efendimizin himâyesinde” diyerek yaklaşamayacağına inanılırdı.
KEBİKEÇ BAŞ SAYFADA OLMAZSA…
Husûsiyle eski el yazma eserlerin başında görülen “Yâ Hafiz yâ Kebikeç” tılsımının, kitapların baş sayfasına yazılması önemli bir nüanstır. Hatta bununla alâkalı hoş bir rivayet de var. Şöyle ki: Müellifin biri bu efsunlu ibâreyi kitabının sonuna yazmış. Kitap kurdu da, kitabın ilk sayfasından başlamış yemeye, koca kitabın son sayfasına gelinceye kadar güzel bir ziyâfet çekmiş kendine. Şölenin sonuna gelince bir de ne görsün: Böcekler pâdişâhı Kebikeç, tahtına kurulmuş, gözlerini bu kurtçuğun üzerine dikmiş, bütün heybetiyle karşısında arz-ı endâm ediyor. Tası tarağı toplayıp sıvışmış oradan. Kebikeç’i ancak son perdede sahneye alan müellifimiz de, elinde kitabının son sayfası, kalakalmış öylece. Rivâyet böyle.
ZEHİRLİ DÜĞÜN ÇİÇEĞİ’NDEN SİHİRLİ HAŞERE MELEĞİNE
Süryânicede “Tüm böceklere hükmeden meleğin adı” şeklinde geçen Kebikeç, bâzı Arapça ve Osmanlıca kaynaklarda da “sürüngen ve böceklere hükmeden melek ya da cin” şeklinde târif edilmiştir. Kebikeçe“Hüdhüd Kuşu” diyenler de olmuş, hattâ bu kuşun tüylerinin, kitap sayfalarının arasına konmasıyla, güve, kitap kurdu gibi haşerâtın kitaba yaklaşamayacağı ifâde edilmiş.
Farklı bölgelerde farklı isimlerle anılan fakat illâki bilinen Kebikeç, Kuzey Afrika’da “Kabikah, Kabikanc, Kaykatac, Akikanc”, Endonezya’da “Yâ Kih” isimleriyle anılırmış. İsmi ne olursa olsun, büyük zahmet ve sabırla çok uzun sürelerde yazılan el yazması eserlerin, haşerât tarafından yenmemesi için dâimâ Kebikeç’ten meded umulmuş.
Fakat Farsça bir lügat olan Burhân-ı Kâtığ‘da Kebikeç’in “Düğün Çiçeği”, “Kurbağa Otu” ve “Mastara Çiçeği” diye geçmesi, bâzı Osmanlıca sözlüklerde de “Düğün Çiçeği” diye tanımlanması, bir gerçeği ortaya çıkarıyor. Esâsen zehirli bir çiçek olan Kebikeç, kitapların arasına konur ve haşerâtın zarar vermesi engellenirdi. Zamanla Kebikeç bitkisini ezip, suyu ile kitap kapaklarına “Meded Yâ Kebikeç” yazarak bu işi daha estetik hâle getiren hattatlar da çıkmaya başladı. Derken bir zaman geldi ki, düğün çiçeği Kebikeç’in kendisi değil de, zehirli suyundan yazılmış ismi konuldu kitapların başına bir muska gibi. Nihâyet bu işin aslı unutuldu. Kebikeç bitkisi unutulunca artık kitaplara sâdece bu isim, hem de her hangi bir mürekkeple yazılmaya başlandı. Böylece Kebikeç ismi tılsımlı ve efsunlu bir hâl aldı. Ve bu “Zehirli Düğün Çiçeği”, “Sihirli Haşere Meleği” oldu çıktı.

Şimdilerde olur da elinize bir el yazma eser geçerse, ve bu eserin kapağında ya da ilk sayfasında Kebikeç ismine rastlarsanız hiç şaşırmayın. O eserin elinize kadar ulaşması için muhâfızlık yapması niyetiyle kondurulmuş bir kitap muskasıdır o.
Ya Kebikeç! asırlarca müstensih(yazıcı)ler tarafından kullanılmış efsane bir koruyucudur. Kebikeç’in kullanılmasının birkaç amacı vardır. Kebikeç kitap kurtlarının efendisidir. Eserin üzerine Ya! kebikeç! yazıldığında kitap kurtlarının esere zarar vermeyeceğine inanılırmış. Bir başka inanışa göre ise Ya! Kebikeç! ibaresinin yazıldığı mürekkepten dolayı kitap kurtları esere yaklaşamazmış. Bazı kaynaklarda ise Ya! Kebikeç’in kitapları koruyan bir cin veya melek ismi olduğundan bahsedilmiştir. Hangisi olursa olsun Süleymaniye kütüphanesinde üzerine Ya Kebikeç yazılan kitapların kurtlardan daha az zarar gördükleri anlaşılmıştır.

“Kebîkec (کبیکج): a.i Haşarat ve zararlı böceklerin iş ve hareketlerini düzenleyen meleğin adıdır. kitap kurdu ve güveler de bu meleğe bağlı olup, izinsiz iş yapmazlarmış. Bu inanış sonucunda  eskiden kitaplara “Yâ Kebîkec” yazılır ve artık kitabın her türlü haşarata karşı sigortası yapılırmış. Nitekim el yazma eserlerin pek çoğunun cilt kapağında, zahriye yahut rast gele bir yerinde bu ise rastlanır. Genellikle tuğra biçiminde yazılan Kebîkec bir nevi haşarat ilacı yerine geçerdi.
Rivayete göre mollanın biri, kitabını kurtların yediğinden şikayetle hocasına gider. O da kitabın sonuna “yâ Kebîkec” yazmasını tavsiye eder. Molla denileni yapar. Ne çare ki kitabı hâlâ kurt yemektedir. Kurt çok geçemeden son sayfaya da dadanınca molla soluğu hocasının yanında alır. Yine şikayetle söze başlar. Hoca sorar:
-“Yâ Kebîkec” yazmadın mı?
-Yazdım Efendim yazdım… Ama önce Yâ Kebîkec’i yemişler, şimdi de kitabı yiyorlar.”
“Mülk-i Fâs içre oldu müevvectir
Âhir-i nüsha-i Kebîkec’tir”
(Münîf)

Popular Posts