Öne Çıkan Yayın

Türkçenin Dünya Dillerine Etkisi

Dr. Günay Karaağaç. Öğrenme ve öğretmeler sürecinin bir sonucu olan bu diller arası alışverişler, o dillerin konuşurlarının türlü düzlem...

18 Ağustos 2016 Perşembe

Osmanlı'da Yabancılara Türkçe Öğretimi

Osmanlı'da Yabancılara Türkçe Öğretimi





Osmanlı döneminde İngilizlere Türkçe öğretmek amacıyla yazılan eserlerin kültür aktarımına önem verdiği ve bu dönemde yazılan bütün dil öğretim kitaplarının kültürel ögelerini kullandıkları görülmektedir.
Günümüzde karşımıza çıkan yabancılara Türkçe öğretimi ders kitapları ile ilgili yapılan araştırmalarda kültür aktarımına çokça yer verildiği görülmüştür. Buna göre;
Ökten ve Kavanoz (2014), günümüzde kullanılan yabancılara Türkçe öğretimi ders kitaplarındaki kültür aktarımını inceleyebilmek için bu alanda yazılmış beş kitabı incelemişlerdir. Türkçe ders kitaplarının, Türk insanının gündelik hayatta yaşadığı kültürü olduğu gibi tanıtmakta daha etkili olması gerekmektedir. Bir turist için hazırlanmış rehber çerçevesinden kurtulup kültürel duyarlılığı ve kültürel farkındalığı arttıracak örnekler kullanılması gerektiği sonucuna varmışlardır.
Turhan (2014), yabancılara Türkçe öğretiminde atasözlerinin önemine dair yaptığı çalışmasında ise Türkçenin yabancı dil olarak öğretilmesinde, dilin zaten bünyesinde barınan ve Türk milletinin aynası olan folklor ürünlerine, özellikle bu ürünlerden atasözlerine sıklıkla başvurulması gerektiğinden bahsetmiştir.
Kültür aktarımının kullanılması açısından incelendiğinde L. Davids ve J. W. Redhouse'un kültürel ögeleri eserlerinde diğer yazarlara göre daha çok kullandıkları, ancak diğer yazarların da kültürel ögelere eserlerinde yer verdikleri görülür.
Osmanlı döneminde İngilizlere Türkçe öğretmek amacıyla yazılan eserlere bakıldığında dil becerilerine yönelik etkinliklerin verilmesinde eksik kaldıkları, genellikle sadece okuma becerisine yöneldikleri görülür. Bu konuda Redhouse, Barker ve Hagopian'ın eserlerinde diğer dil becerilerini de önemsedikleri verilen etkinliklerden anlaşılmaktadır. W. B. Barker, J. W. Redhouse ve V. H. Hagopian'ın okuma, konuşma ve yazma becerilerine, C. Boyd'un okuma, dinleme, konuşma ve yazma becerilerine eserlerinde yer verdikleri görülür.
Bu dönemde yazılan eserlerin dil bilgisi kurallarının öğretimine önem verdikleri görülür. Bu alanda C. Wells, J. W. Redhouse, Anton Tien ve V. H. Hagopian on ayrı dil bilgisi konusunu eserlerinde işleyerek bu konunun üstünde en çok duran yazarlar olmuşlardır.
Osmanlı döneminde İngilizlere Türkçe öğretmek amacıyla yazılan eserler kullanılan öğretim yöntemlerine göre incelendiğinde eserlerin gramer - tercüme yöntemi ile öğretimi amaçladığı görülmektedir.
Öğretim diline yönelik incelendiğinde yazarların eserlerini hedef dil ve ana dili bir arada kullanarak yazdıkları görülmektedir.
Yazarların, eserlerinde dil öğretirken metinlerden yararlandıkları görülür. L. Davids sekiz ayrı türde metinden yararlanarak metin seçimine en çok dikkat eden yazar olmuştur.
Osmanlı döneminde İngilizlere Türkçe öğretmek amacıyla yazılan eserler öğrenme - öğretme sürecinin eserlerde kullanılması açısından incelendiğinde, W. B. Barker'ın eserinde hazırlık ve işleniş aşamalarına yer verdiği görülür.
Osmanlı döneminde İngilizlere Türkçe öğretmek amacıyla yazılan eserlere hedef kitleye yönelik incelendiğinde, F. L. Hopkins haricinde bütün yazarlar eserlerini hedef kitle gözeterek yazmışlardır.
Eserlerde görsel unsura rastlanmıştır. Eserlerde Arap ve Latin alfabesi bir arada kullanılmıştır.
Yukarıda yer alan bilgiler ışığında Osmanlı döneminde İngilizlere Türkçe öğretmek amacıyla yazılan eserler, dönemin hâkim dil öğretim anlayışına göre değerlendirilmelidir. İncelenen kitaplardaki durumdan hareketle şu önerilere yer verilebilir:
Yabancı dil olarak Türkçe öğretimini hedefleyen kitaplarda;
  • Tek bir yönteme bağlı kalınmamalı, yöntem çeşitliliği sağlanmalıdır.
  • Tek bir dil becerisine yoğunlaşılmamalı, dört temel dil becerisinin (dinleme, konuşma, okuma,
yazma) tamamı geliştirilmeye çalışılmalıdır.
  • Öğretim hedef dil ile yapılmalı.
  • Yabancı dil öğretimi aynı zamanda bir kültür aktarımı sürecidir. Dolayısıyla seviyelere uygun
olarak Türk kültüründen örneklere yer verilmelidir.
  • Öğretimi gerçekleştirmek için metinlere yer verilmelidir. Okuma becerisini geliştiren metinlerin yanı sıra konuşma becerisini (diyalog) geliştiren metinlere de yer vermelidir.
  • Öğrenme öğretme süreci olarak hazırlık, dersin işleniş basamakları ve ölçme - değerlendirmeye yer verilmelidir.
  • Metinleri ve etkinlikleri destekleyen dikkat çekici görsellere yer verilmelidir.
  • Hedef kitle sınırlandırılması yapılmalıdır.
  • Öğrencinin öğrenme amacına yönelik planlama yapılmalıdır.
  • Öğrencinin ana dilinde kullandığı alfabenin durumuna göre alfabe öğretimi yapılabilir.
Erhan YEŞİLYURT

turkcede.org sitesinden yazının tamamı için tıklayınız

15 Ağustos 2016 Pazartesi

without wax

without wax = sincere



Eski zamanlarda heykeltraşlar yapmaya çalıştıkları heykellerde bir hata olduğunda bu hataları mum kullanarak gizlemeye çalışırlarmış. Uzman heykeltraşlar hata yapmadıklarından bu yönteme ihtiyaçları olmazmış, Bu uzmanları tarif ederken “without wax” tabiri kullanılıyormuş. Eserin kusursuzluğunu anlatan bir ibare bu.
İngilizcedeki “sincere” kelimesinin de buradan türetildiği varsayılır. Latincede sine (without) and cera (wax) , sine cera  olarak kullanılan bu kavram İngilizceye sincere olarak girmiştir.

Bu mum yöntemini üçkağıtçı porselen satıcılarının kusurlu mallarının ayıbını gizlemek için kullandığıda vakidir.

Sincere= samimi, yürekten, içten, sadık, muhlis




28 Temmuz 2016 Perşembe

Çeviri üzerine

Çeviri üzerine


Çevirmen, özgün yazarın kişisel dil kullanımını çözümleme ve aktarma sorunları
ile karşılaşmaktadır. Diğer bir deyişle çevirmen, yazarın sanatsal dil kullanımını ve
değişmeceli dil düzleminde kaynak metinde kullanılan eğretilemelerin, benzetmelerin
aktarılması noktasında sorunlarla uğraşmak zorundadır



Türkçe ve Fransızcanın farklı dil gruplarına ait olması çeviri sürecinde birçok
sorunlar yaratmaktadır: Fransızcada sözcüklerin eril ve dişil (le, la, l’) olarak ayrılması,
bazı fiillerin ilgeçlerle (de, à) birlikte kullanılması, cümlede sözdizimin farklı
oluşturulması, kişi adıllarının özne düzeyinde (il, elle, elles, il) farklı sunulması vb.
a) Cümlede sözdizimi
Ayşe parle à Ali. Ayşe, Ali ile konuşuyor.
b) özneli olarak
Elle parle à lui O, onunla konuşuyor.

Yukarıdaki örnekte görüldüğü gibi, Fransızcadaki kişi adıllarını (elle, lui)
Türkçede “o” ile karşılayabiliyoruz. Bu durum bazen çevirilerde karışıklığa neden
olmaktadır.
Dilsel öğeler içeren metinlerin çevirisinde, erek dilde karşılığını bulamadığımız
gibi tersi durumlarda olabiliyor. Örneğin Türkçede akrabalık ilişkilerinin
tanımlanmasında oldukça zengin bir dağarcığa sahip olmamıza karşın Fransızcada
bunun tersi bir durum söz konusu.
Dilin işleyiş farklılığından doğan sıkıntıların yanında, kültürel farklılıklardan
doğan çeviri güçlükleri de yazın çevirisinde yoğun olarak hissedilmektedir. Hilmi Yavuz, Metis Çeviri dergisindeki bir söyleşide, çeviride kültür farklılığından doğan
sorunlara değinirken verdiği şu örnek çarpıcıdır:

“Dilin dünyayı temellük ediş biçimi çok görece bir şey. Diyelim
bizim dilimizde kahverengi der geçeriz, buna karşılık Maurilerde
dört yüz tür kahverengi var. Belki bu antropolojik anlamda
kültüre gitme bakımından çok önemli. Yazar çok belli bir tür
kahverengi için kullanılan sözcükle yazmış, ama biz ona
kahverengi deyip geçiyoruz.” (Yavuz, 1992, 26)
Her şiirin kendine özgü anlatım biçimi, yapısı, ritmi olduğu göz önüne
alındığında, şiir çevirisinde kaynak metnin biçimsel ve içeriksel yapısı çevirmence
gözetilmelidir. Söz oyunlarını, imgeleri değerinden bir şey kaybetmeden aktarabilmek
önemlidir. Kısacası, çevrilen şiir metni, gerek içerik gerekse de estetik yönünden özgün dilde yaratılan etkiyi erek dilde de sağlayabilmelidir.
“Ne olursa olsun, ne söylenirse söylensin şiir çevrildiğine göre,
şiiri çevirirken nasıl bir yol izlenmekte? İki tutum benimseniyor
genellikle. Ya şiirin yapısına bağlı kalınacak ya da serbest çeviri
yapılacaktır.” (Emre, 2007, 166)
Şiirin, her okurda farklı çağrışımlar yaratma özelliğine sahip olması, bir okur
olarak çevirmenin de kendi algısına göre yorumlamasına ve aktarmasına neden
olmaktadır. Çevirmenin şu veya bu ölçüde kendi öznelliğini yani “parmak izlerini”
çeviri metne bırakması sıkça rastlanan bir durumdur. Özellikle şair-çevirmenin, çoğu zaman yazarın “dili” yerine kendi dilini yansıttığını ve kaynak metnin kendine özgü
biçemsel yapısının yitip gittiğini görürüz. Cumhuriyet döneminde Eyüboğlu ve Ataç’ın
çizgisinde olan çevirmenlerde yaygın olan bu tutum, dönemin bazı şair ve yazarlarınca  eleştirilmiştir.

Şiir çevirilerinin tüm dünyada olduğu gibi bizde de şairler tarafından yapıldığını
daha önce belirtmiştik. Şiir çevirilerinin genelde şair-çevirmenlerce yapılmasının
nedenlerinden biri şiirin derinliklerine inmenin, ruhunu kavramanın özel bir yeti
gerektirmesidir. Bu ise genelde şairlerin üstesinden gelebileceği bir durumdur. Diğeri
ise, şiir çevirme etkinliği şair-çevirmenin ufkunu genişletmesinin ve kendini
çoğaltmasının bir aracıdır. Buna bir tür laboratuar çalışması da diyebiliriz. Çevirmen, bu yolla yaratıcılığını ortaya çıkarmayı amaçlar.





Popular Posts